Kral çıplak

Kullanıcı merkezli yada kullanıcı odaklı tasarım dediğimiz model, genelde “Kullanıcı kraldır” sözünde anlamını bulur. Kullanıcı merkezli tasarımın özü kullanıcıları dinlemekten geçer; onların ihtiyaçlarını izlemek, taleplerini değerlendirmek ve buna göre tasarımı şekillendirmek bu modeli kısaca özetleyebilir.

“Kullanışlılık” konusu gibi, bu da oldukça hassas, insanların sorgulamaktan hoşlanmadığı, yaygın olarak siyah/beyaz gibi ele alınan bir konu:

  • Bir uçta sırtını kullanıcılarına dönmüş, deneysel websiteleri
  • Diğer uçta, tamamen kullanıcı taleplerine göre şekillenmiş çöp görünümlü forumlar, mesaj panoları, chat siteleri, mp3 siteleri gibi populist siteler …

Bu sitede, kullanıcı odaklı tasarımı öven ve savunan pek çok yazıyı zaten okudunuz, aynı konulara tekrardan girmeyeceğim. Bunun eleştirisi olabilecek yada konuyu ayaklarımız yere basacak şekilde sorgulamamıza yardım edecek bir görüş Don Norman’a ait.

Don Norman‘a göre, kullanıcı beklenti ve taleplerini körü körüne dikkate almak karmaşık tasarım sorunlarına neden olur;

  1. Farklı ihtiyaçlara hitap etmeye çalışırken, tasarım işlevinden uzaklaşabilir, tutarsız bir ürün haline gelebilir.
  2. Belli bir grup insanı dinlemek, ürünü bir grup için kullanışlı yapabilir, ancak ihtiyaçları, hoşlandıkları, sevmedikleri durumlara bağlı olarak başka grup için tasarımı daha karmaşık hale getirebilir.
  3. Belirli bir birey için yapılmış bir tasarım bugün doğru iken yarın yanlış olabilir. Aslında, temel başarı kriteriniz kullanıcı ise, bugün başarılı olan bir uygulama, daha fazla başarılı olamaz. Çünkü kullanım konusunda belli bir uzmanlık edindikten sonra, kullanıcılar başlangıç düzeyinde kullandıklarından daha farklı arayüzler talep edeceklerdir.
  4. Seçenekler konusundaki ikilem ve kişiselleştirme konusunda bahsettiğim özellik çöplüğü, ürünü daha karmaşık hale getirir.

Don Norman çözüm için şöyle diyor;

Bu noktada ihtiyacımız olan, önerileri işin gereksinimleri bağlamında inceleyecek ve değerlendirecek güçlü, otoriter bir tasarımcı. Gerektiğinde, talepleri göz ardı etmek zorunludur. Tutarlılık ve anlaşılırlık için bu gerekebilir. Bu bir ikilem de olsa, bazen kullanıcıları memnun etmenin yolu, onları görmemezlikten gelmekten geçer.

“Kullanıcıları dinle” tutarsız tasarımlar üretir. “Kullanıcıları görmezlikten gel” yetkili kişinin ürünle ilgili açık bir vizyonu yoksa, korkunç sonuçlar üretir… Evet, müşterileri dinleyin, ama her dediklerini yapmayın.

Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

E-bülten Kullanımı ve Kullanıcı Davranışları

Email ile pazarlama çok geniş bir sektör. Çoğu çöp niteliğinde olsa da, teknik, pazarlama ve ROI anlamında pek çok yazı ve araç bulmak mümkün. Ancak deneyim ve kullanışlılık açısından değerlendirmeler bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde.

Üstadın konuyla ilgili yazdığı birkaç yazıdan alıntılarla ve yorumlarımı en az düzeyde tutarak, bazı çarpıcı noktaları vurgulamak istiyorum.

Nielsen’e göre, e-bültenler müşteri ilişkilerini sürdürmek anlamnda en iyi araçlar:

E-Bültenler aracılığıyla müşterilerinizle websitenizden bağımsız bir iletişim kurabiliyorsunuz. E-bültenler websitenizin mükemmel bir tamamlayıcısı gibi, çünkü farklı bir kullanıcı ihtiyacına cevap veriyor: e-bültenler, müşterilerinizi şirketinizle temas halinde ve güncel tutuyor; websiteler ise müşterilere detaylı bilgiler veriyor ve işlem yapmalarına olanak sağlıyor.

NN/g‘nin yaptığı kapsamlı bir araştırmanın bulguları da, e-bülten kullanımının faydalarını destekleyici veriler ortaya koyuyor.

Şöyle ki;

“E-bülten kullanışlılığı ile ilgili yaptığımız araştırmadan ortaya çıkan en önemli bulgu, kullanıcıların e-bültenleriyle ilişkilerindeki aşırı duygusal tepkileri oldu. Bu, website kullanışlılığı ile karşılaştırıldığında oldukça zıt bir şey, çünkü biliyoruz ki kullanıcılar websitelerinde genelde daha çok işlevsellik ararlar. Bir siteyi sıklıkla ziyaret eden kullanıcılar bile, onu daha çok bir araç gibi görürler: kullanıcılar siteyle bağlılık kurmaktan çok mümkün olan en kısa sürede, girmek ve gitmek isterler.

Kullanıcılar bir şeye ihtiyacları olduğında yada belli bir soruya cevap aradıklarında websitelerine bakma ihtiyacı duyarlar. Halbuki, e-bültenler kullanıcıların posta kutularına gittiği için daha kişiseldir, ve kullanıcılar bunlarla sürekli bir ilişki içindedirler. Kullanıcılar genelde bunları arkadaşlarına ilettikleri için, e-bültenlerin aynı zamanda sosyal bir yanı da vardır.

Bu duygusal ilişkinin pozitif yanı, e-bültenlerin bir websitesine kıyasla, şirketler ve müşterileri arasında daha sıkı bir bağ kurması olacaktır. Negatif yanı ise e-bülten kullanışlılık problemlerinin, müşterilerin bir websitesinde yaşadıkları kullanışlılık problemlerine kıyasla daha derin etkiler bırakmasıdır.”

Yine, Nielsen’in araştırma sonuçlarını değerlendirdiği yazısından bana ilginç gelen birkaç nokta;

  • Kullanıcılar posta kutularına çok hızlı bakıyorlar. Araştırmaya katılan katılımcıların bir e-bültene bakmaları ortalama 51 saniye sürmüş.
  • E-bültenlerin sadece %19′u tamamen okunuyor.
  • Katılımcıların %35′i, e-bültenlerin sadece küçük bir bölümünü okumuşlar.
  • Katılımcıların %67′si, 2-3 satır olduğu durumlarda bile e-bültenlerdeki “giriş, hoşgeldiniz, merhaba bla-bla” şeklindeki giriş metinlerine hiç bakmamışlar.
Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Kullanışlılığın Yetmediği Yer

Kullanışlılığın sıkıcılıkla, maskaralıkla eşdeğer görüldüğü zamanlardan, bugün iş ilanlarında Jacob Nielsen‘in adını görmeyi kanıksadığımız bir noktaya geldik.

2001′de “kullanışlılık” naralarıyla çılgınlar gibi ortalarda dolaşılırken, çok uç noktalarda kullanışsız site örnekleri bulabiliyorduk, halbuki bugün daha çok gri noktalarda dolanıyoruz. Artık kullanıcı motivasyonu, kullanıcı deneyimi gibi konuları dikkate almadan, kullanışlılığı salt bir kriter olarak değerlendirmek mümkün gözükmüyor.

Kullanışlılık kendi başına, aşırı faydacı bir yaklaşım tarzını barındırıyor. Bulunduğu durum dışında anlamlı olmayan, yalnız başına incelenip, başka parametreleri hesaba katmadan bir ürün, uygulama yada hizmetle ilgili değerlendirme yapmamıza yetecek bir kriter değil.

Söylediklerimden kullanışlılığın önemini küçümsediğim anlaşılmasın. Kullanışlılık, hedefin, mesajın kendisi kadar önemli, ama tekrar söylemek isterim, nihai hedef değildir. Nihahi hedefler daha elle tutulur şeyler olabilir; kullanıcının mesajı alması, ürününüzü satmanız, sitenin sık kullanılması gibi.

İnsanlar bir ürüne/hizmete bakarken, sırf kullanışlı olduğu için bir ürünü almazlar yada kullanmazlar. Duygulardan, zevklere, alışkanlıklara kadar pek çok şey seçimimizi etkiler. İlk okulda, sırf kokusunu sevdiğim için kullanmaktan haz aldığım silgimi hala hatırlıyorum, yada moda olduğu için ne maskaralıklar yaptığımızı, ne kılıklara girdiğimizi hatırlatırım sizlere…

Nasıl tasarım uğruna kullanışlılığı bir kenara atmamak gerekir diyorsak, kullanışlılık adına sıkıcı, insanları heyecanlandırmayan ruhsuz siteler/uygulamalar yapılmamalı. Kullanışlı bir uygulama, kullanıcılarını heyecanlandırdığı, iyi bir deneyim sağladığı sürece akılda kalıcı ve etkili olabilir.

Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Birşey var, hissediyorum …

Kullanışılılığın sıkıcılık, … olduğu bir noktadan, bugün artık iş ilanlarında Jacob Nielsen’in adını gördüğümüz bir döneme geldik.

Kullanışlılık artık “catchy” bie kelime haline geldiği için, sırf laf arasında geçmes, ürün özelliklerinde olması bile sattığı dönemden, artı yavaş yavaş … detekleyici olarak kullanılmasının genel bir kabul haline gedliğini söylyebiliriz sanıyorum.

. Bunun birazdan anlatacağım algı ve duygularımızın davranışlarımza etkileriyle büyük alakası var.

Kullanışlılık kendi başına, aşırı faydacı bir yaklaşım tarzını barındırıyor. Çoğu zaman sıkıcı, temel kriterlerimiz olsa da, yalnız başına inceleyip, diğer parametreleri hesaba katmadan bir ürün, uygulama, hizmetle ilgili değerlendirme yapmamıza izin veren yeterli bir kriter değil.

2001′de çılgınlar gibi “kullanışlılık” diye ortaya çıktığında, çok uç noktalarda sitelr bulabiliyorduk, bakın bu kullanışı, işte bu da kullanışsız gibi. Bugün çok daha gri noktalarda dolanıyoruz, o yüzden eskiden bunu anlatmak çok daha karaış gelebilridi ama artık, kullanıcı motivasyonu, kullanıcı deneyimi, marka deneyimi gibi konulardın yardımı olmadan kullanışlılığı salt bir kriter olarak değerlendirmek mümkün gözükmüyor.

Çalışmanız sonucunda ortaya çıkan “ürün”ün kullanışlı olması nihai amacınız olabilir. Useit.com, 37Signals.com yada ismailk.net’in tasarımlarının basitliği buna örnek olabilir. Bu siteler kullanışlılığı temel iletişim mesajlarından biri olarak seçtikleri için buna uygun olarak bütün imaj ve marka deneyimlerini kullanışlılık üzerine kurmuş sitelerdir.

Bu siteler asıl hedeflerine ulaşmak için kullanışlılığı destekleyici, yardımcı bir etken olarak kullanmanın yanında, amaçları da zaten kullanışlılığı destekleyici bir mesaj vermektir. Bu durumda kullanışlılık, daha geniş bir hedefin yeriene getirilmesinde, kullanıcılara kolaylık sağlayacak, işlerini kolaylaştıracak, hedefin amacına ulaşmasınada teknik yada uygulamasal zorlukları ortadan kaldıracak .. bişey olmasının yanında, mesajın kendisi de demek oluyor.

Amacımızı net koyalım: Amacımız kullanıcılara ulaşmak, mesajımızı iletmek, onlara belli görevler yaptırmak. Bunları yaparken, amacımızın sekteye uğramaması için kullanışlılığı kullanıyoruz.

Kullanışlılık kısmen kolay birşey o zaman, öyle mi? Hayır, hedefin, iletişim mesajının kendisi kadar önemli. Kullanışllık yüzünden bütün bir mesaj, bütün bir çalışma hüsrana uğrayabilir, ama tekrar söylemek isterim, nihai hedef değildir. Nihahi hedef, kullanıcının mesajı alması, üürünü satın alması, siteyi kullanması, görevi yerine getirmesidir.

Kullanışlılık tek başına bir işin yapılmasını sağlayacak bbir etken değil.
Kullanıcı Duygularımızın okşnmasını isteriz. Hoşmuza giden şeyleri daha çok kullanırız. Hatta bazen sırf duyularımıza hitap ettiği, zevkimizi …, bizi heyecanlandırdığı için kullanırız.

Örneğin, bayan giysilerinin çoğu kullanışlılıktan ziyade sanki insana eziyet etmek için hazırlanmış gibidir, ama bayanlar herşeye rağmen bunları kullanıyorlar.

Kullanıcıları motive ederken pek çok kriter devreye giriyor;

- Duyular.
- renk.
- tasarım,
- duygularımız
- marka değerleri: güven, prestij vs.

Bütün bunlar sonucunda deneyimlerimiz oluşuyor. Kullanışlılık ise deneyimlerimizin sekteye uğramaması…

Kullanıcı deneyimi ve kullanıcı motivasyonu arasında çok sıkı bir ilişki var. Gerçek hayattan birkaç örnekle, duygularımızın satın alma, ve hareketlerimizi nasıl motive ettiğini göstermek istiyorum.

Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Kullanıcı Motivasyonu ve Havuç Faktörü

“Viral” yada “micro” sitelerde hala insanların neredeyse kütüklerine kadar bilgi isteyen abartılı uzunlukta formlar görsek te, webte genel olarak baktığımızda artık eskisi kadar uzun formlar görmüyoruz, bu iyi birşey.

Kayıt formlarının kullanışlılığı ile ilgili çok geniş bir literatür var, okudunuz, biliyorsunuz. Çoğu doğru. Aslında özetlersek, problemin kaynağı 2 çok önemli insan davranışına dayanıyor;

  • Miktar arttıkça odak kaybolur, hata şansı artar.
  • Fayda/emek dengesinde oransızlık varsa, motivasyon azalır.

“Micro” yada “viral” siteler uzun kişisel bilgiler isterlerken, bu dezavantajlarını kullanıcılarını çeşitli havuçlarla ödüllendirerek, yada en azından bunun vaadi ile motive ederek yapıyorlar. Bu, kullanıcıların görevi yerine getirme (burada formun başarıyla doldurulması görevi) motivasyonlarını canlı tuttuğu sürece kabul edilebilir.

Genel bir kural olarak şunu akılda tutmanızı isterim; fayda ne kadar büyükse motivasyon o kadar yüksek olur. Motivasyon ne kadar yüksek ise, görevi yerine getirme olasılığı o kadar artar. Aslında çok basit değil mi? Bütün kullanıcı senaryolarımızın, birbirleriyle ilişkili görevlerden oluştuğunu düşünürsek, bu kuralı akılda tutmak sitenizde kullanıcı deneyimini arttırdığı gibi, projenin başarıya ulaşmasında da en önemli faktörlerden biri olacaktır.

Madem özellikle kayıt formlarından konuşuyoruz, Caroline Jarrett’ın kayıt formlarının nasıl daha kullanışlı hale getirileceğiyle ilgili 6 önerisini de bir tarafa yazmanızı tavsiye ediyorum:

  • İnsanlara neden kayıt olmaları gerektiğini açıklayın.
  • Kullanıcıların istediği birşey vaad ettiğinizden emin olun.
  • Kayıt olduklarında neler elde edeceklerine dair bir örnek oluşturun (örneğin bir uygulama ise, demosunu kayıt olmadan görebilsinler).
  • Mümkün olduğunca az soru sorun.
  • Fazla kişisel sorular sormayın.
  • İnsanlardan defalarca kayıt olmalarını istemeyin.
Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Online Marka Deneyimi

Steve Baty, Dirk Knemeyer’ın meşhur Brand Experience and the Web yazısından yola çıkarak marka değerlerinin web’e yansıtılımasıyla ilgili güzel bir yazı yazmış.

Dirk Knemeyer’in makalesinde asıl olarak vurguladığı 2 nokta var,

  • Hem online hem de offline müşteri deneyimleri marka imajına katkıda bulunur.
  • Müşteriyle temas kurulan tüm noktalardaki müşteri deneyimleri arasındaki tutarlılık önemlidir.

Steve Baty bunları bir adım daha ileriye götürerek, gerçek yaşamdan müşteri-websitesi etkileşimini ve bunun marka deneyimine muhtemel etkilerini örneklendirmiş:

  • Yüksek hizmet kalitesi bekleyen müşteriler için Bang & Olufsen sitesindeki bir hata ziyaretçiler tarafından hoş karşılanmaz ve rahatsızlığa neden olurken, ister yazım hatası, ister script hatası, link, sunucu hatası olsun, sorun yaşayan ziyaretçilerin gözünde markanın yıllardır marka pazarlaması, başarılı ürün geliştirme ve yüksek kalite hizmet anlayışı konusundaki izlenimlerini etkileyecektir. Yani, insanlar websitelerinin hatasız olarak düzgün şekilde çalışmasını bekliyor. Bu yüzden hatalar, ziyaretçilerin gözünde şirketin markalarının algılamalarına zarar verir.
  • Aynı durum web sitelerinin tasarımı ve altyapıları konusunda da geçerli. Bir sitenin tasarımı, navigasyonu, Flash animasyonların kullanımı yada eksikliği, basit formlar yerine zengin internet uygulamalarının kullanımı gibi konular kullanıcıların marka deneyimi algılarına etki eder. Örneğin, Apple.com bizlere “Think different” diyen bir şirketin internetteki en temel online varlığı, “bir yandan “Think different” diyen bir firmanın websitesi olarak oldukça alışılmış bir görünümde.
  • Diğer yandan, bir şirket zaman içinde marka değerlerini değiştirirken, sunduğu online müşteri deneyimini de aynı şekilde değiştirmeli. Aksi halde şirket, ziyaretçilerin beklentileriyle sitedeki mevcut deneyim arasında bir kopukluğa neden olur Gerçekten etkili olabilmesi için, müşterilerin markayı algılamalarının hem pozitif hem de diğer marka deneyimleriyle tutarlı olması gerektiğini anlamak gerekiyor..

Sonuç olarak, müşteriler bir marka ve bu markanın tüm online ve offline iletişim noktalarıyla temas halindeler. Marka mesajının tutarlı şekilde sunulması için, bir şirketin mesajını tüm iletişim kanallarında başarılı ve tutarlı olarak sunması gerekiyor.

Konuyla ilgili olabilecek yazılar;

Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Logo öldü, yaşasın deneyim

Uzun süredir bakamadığım Giant Ant Design‘ın blogundan marka deneyimi, online deneyimlerimiz ve logo üzerine beni derin düşüncelere götüren kısa bir yazı;

Kim olduğunun, kendini açıkça nasıl sunduğunla değil, giderek nasıl davrandığınla ilgili olduğu “davranış ekonomisi” dönemine giriyoruz. Evet, tüm davranışlarımız kendimizi ifade şeklimizle ilgili, ancak, bence Flickre bir fotoğraf göndermek bir kıyafet seçmekten oldukça farklı. Öyleyse, kameralı cep telefonlarımızla çektiğimiz görüntüler, bloglarımıza yazdıklarımız, Amazon’daki kitap eleştirileri ve eposta imzalarımız bizi biz yapıyorlar. Hele ki, ilişkilerimizin giderek daha büyük bir bölümünün asıl olarak online olduğunu düşünürsek, bu daha da önemli.

Kartvizitlerimizi değiş-tokuş yapmak yada el sıkışmak yerine, “vcard”ları değiş-tokuş ediyoruz. Yada, social ağ sitelerindeki kişilerin bilgilerine bakalım. Veri olarak zengin ama kişilik olarak zayıflar (bu uygulamalar aslında o kadar anti-sosyal ki, insanları birkaç seçenek ve etiketle tanımlamaya çalışıyor), öyleyse tekrar ediyorum, veri yapıları içerisine (kullandığımız etiketler, MSN durum mesajları ve benzeri ile) kişiliğimizi entegre etmenin yollarını bulmalıyız. Ancak, gayri-insanîleştirilmeye yönelik bu insan direnişine rağmen, giderek birbirimizi online davranışımızla tecrübe eder olduk.

Bütün bunlar, kurumsal markalaşma dünyasında (biraz erken de olsa, doğru olduğunu düşünüyorum) “logonun ölümü” ve müşterilerin markayla ilişkilerinin ölçüsü bağlamında deneyimin yükselişiyle paralellik gösteriyor. (vurgu benim)

Posted in Toplum | Leave a comment

Web tasarımında desen kullanımının faydaları

Uzun süredir “yeni mecra”da iş yapıyorsanız, eminim normal bir kullanıcıdan farklı olarak bir web sitesine baktığınızda, tasarımın altındaki yapıyı, modülleri, kodu farklı görme alışkanlığını edinmişsinizdir. Webte bugün gördüğümüz tasarımlar;

  • Farklı türde siteler, örneğin bloglar, forumlar, arama motorları, dizinler.
  • Farklı navigasyonlar, breadcrumb, dal görünümü, flyout menüler.
  • Farklı sayfa örnekleri, ana sayfa, iletişim sayfası, site haritası.

gibi, temelinde aynı sorunun çözümüne yönelik genel kabul görmüş uygulama biçimlerinden oluşur.

Desen dediğimiz şey, tekrar tekrar ve bazen farklı görünümlerde ortaya çıkan bir probleme yönelik genel kabul görmüş bir çözümü ifade ediyor, öyle ki, böylece aynı sorun için farklı çözümler aramak yerine aynı çözümü milyonlarca kez kullanabilemeniz mümkün oluyor.

İlk bakıldığında desen kullanımından en büyük fayda sağlayanlar geliştirmeciler olacaktır. Desen kullanımı, geliştirme ekibinin karmaşık tasarım problemlerini, küçük parçalar halinde, daha etkili olarak, doğruluğu ispatlanmış yöntemlerle çözmelerini sağlar. Desenler geniş geliştirme ekiplerinin farklı mekanlarda olsalar bile, kabul görmüş bir dil üzerinden aynı işi tutarlı bir biçimde yapmaları için genel bir dil görevi görecektir. Görünüm ve sunum farklı görünse bile, yapı, mantık aynı olduğu için sitelerin devam ettirlmesi ve geliştirilmesi konusundaki maliyetleri de azaltacaktır.

Diğer yandan desen temelli yaklaşımdan büyük fayda sağlayacak diğer bir grup ta kullanıcılar olacaktır. Kullanıcılar bir siteyi gezerlerken tutarlılık, öğrenebilirlik ve yakınlıktan ötürü desen kullanımından en çok fayda gören grup. Forum, blog, haber sitelerini düşünelim. Bir yazının detayını görmek, bir yazıya yorum yapmak gibi işlemler için uzun uzun düşünmenize gerek yok. Aynı kullanımları defalarca gördüğünüz için nereye tıklamanız gerektiğiyle ilgili bilgiyi zaten zaman içinde öğrenmişsiniz. Desen kullanımları, kullanıcıların uygulama içinde aktif öğrenmelerine yardımcı olur.

Bugün webte kullanılan arayüz modelleri benzer olmasına rağmen web için genel kabul görmüş bir desen dili henüz yok. Bu konudaki en ciddi girişim Microformats sanıyorum.

Bunun yanında bazı münferit çalışmalar da var. Bunlardan bazıları Martijn van Welie gibi kişisel gayretlerle oluşturulmuş kütüphaneler yada bunun ticari faydasını kavramış Yahoo gibi şirketlerin hazırladığı çalışmalar.

Daha fazla okuma için faydalı olabilecek linkler;

  1. Yahoo Design Pattern Library
  2. Websitesini oluşturan elemanlar
  3. Web tasarımında “Pattern” Kullanımı
  4. Ajax Patterns
Posted in Web Tasarımı | Leave a comment

Hepimiz Web’iz, Web biziz.

Kansas State Universitesi Kültürel Antropoloji Yardımcı Profesörü Michael Wesch, web’in ilk zamanlarından günümüze kadar, web’le olan hikayemizi anlatmış, hem de hiç konuşmadan.

Posted in İnternet | Leave a comment

Sitenizde işler yanlış giderse: webte kriz yönetimi

Tamam, peki, anladım. Test etmek lazım, iki kez düşünmek lazım, tekrar tekrar kontrol etmek lazım. Ama kabul edelim, bu bizim “mükemmel dünya”mız değil, ne kadar dikkat edersek edelim uygulamalarımızda hataların oluştuğu, işlerin yolunda gitmediği zamanlar oluyor. Hataları tamamen ortadan kaldıramayız, bu insan oluşumuzla ilgili, ancak hatalar olduğunda ne yapmamız gerektiği ile ilgili yedek planlarımız olabilir.

Uygulamanızı yazarken gözden kaçırdığınız pek çok nokta olabilir; örneğin farklı “user agent”larda, farklı browserlarda görünüm, arama motorları tarafından sitenin nasıl algılandığı, flash yoksa sayfalar nasıl gözükecek vs. Bu tip pek çok “acaba böyle olursa” gibi senaryolar üzerinde en az normal kullanıcı senaryoları üzerinde çalıştığınız titizlikle uğraşmanız gerekiyor, çünkü genelde siteden çıkış noktaları da yine bu tip hata noktalarından oluyor.

Bunun için potansiyel tehlike alanları, hataya neden olabilecek, yanlış anlaşılabilecek, ziyaretçinin kafasını karıştıracak durumlarla ilgili hepimizin hem fikir olacağı öneriler şunlar olabilir:

  • Hata oluştuğunda, problemi açıkça gösterin: hata mesajları bilgilendirici ve görünür olsun.
  • Kullanılan dil çok önemli: kullanıcının hata ile ilgili dikkatini çekecek, açıklayıcı kısa ve öz açıklamalar verin.
  • Formlara dikkat: formların doğru doldurulması konusunda insanlara yardımcı olun, yönlendirin.
  • Eksik bir şeylerin olduğu durumlar: “404 Sayfa bulunamadı” mesajlarını iyi tasarlayın, yine örneğin flash bulunamadı, browser’ınızın sürümü eski, cep telefonundan bağlanılan durumlardaki bazı kısıtlamaları hesaba katın.
  • Duruluk: işe yaramyan, fazlalık olduğunu düşündüğünüz şeyleri en baştan atın.
  • İyi bir arama motorunuz olsun.

Bunların yanında 37signals ekibi tarafından hazırlanan bir rapor, işlerin kötüye gittiği durumlarda kullanıcıya yardımcı olacak, kriz durumundan başarıyla çıkmanızı sağlayacak öneriler içeriyor:

  • İnsanların anlayacağı bir dil kullanın.
  • Kibar olun.
  • Hata almamaları için kaçış yolunu gösterin.
  • Sitenize özgü “Sayfa bulunamadı” hataları hazırlayın.
  • Browser’ın “Geri” butonunu çalıştığından emin olun.
  • Kullanıcıların tekrar tekrar sayfalar arası ileri geri yapmalarına gerek kalmadan hataları düzeltebilmelerini sağlayın.
  • Problemi göstermek için kolayca görünecek renkler ve işaretler kullanın.
  • Müşterilerin tahmin etmelerine gerek kalmasın.
  • Kısaca ve net olarak olup biteni anlatın.
  • İçeriğin reklamlarla engellenmesine izin vermeyin.
  • Kullanıcıların hatalarını farkedebilecek ve düzeltebilecek akıllı arama foksiyonları kullanın.
  • Çok fazla yanlış arama sonucu göstermeyin.
  • Yeri ve zamanı geldiğinde sıkça sorulan soruları gösterin.
  • Emailleri hızlı ve etkili şekilde cevaplayın.
  • Müşterilerin yardım almak için kayıt işlemini zorunlu tutmayın.
  • Hatalardan ders alın.
  • Başarısızlık durumu için plan yapın.

Sitenizdeki hata mesajlarıyla ilgili olarak Nielsen‘in de bazı önerileri var:

Hata oluştuğunda;

  • Birşeylerin yanlış gittiğini açıkça belirtin.
  • İnsanların anlayacağı bir dil kullanın.
  • Kibar olun, kullanıcıları suçlamayın.
  • Sorunu açıklayın.
  • Sorunun çözümüyle ilgili yapıcı tavsiyede bulunun
  • Hata mesajları hem mesajın kendisi hem de hatanın yerini açıklama anlamında görünür ve kolayca farkedilir olsun.
  • Kullanıcıların çalışmalarının mümkün olduğunca koruyun, böylece yeniden aynı şeyleri yapmak durumunda kalmasınlar.
  • Sorunun açıklandığı sayfalara link vererek kullanıcıları eğitin.

Sonuç olarak, bütün bunlar biraz çalışmayla pekala halledilebilir. Hata mesajlarının daha anlaşılır olması için biraz çalışmak, örneğin alışveriş esnasında çıkan bir hatanın, siteden çıkış olarak değil, satın alma olarak sonuçlanmasına etki edebilir.

Web söz konusu olunca, insanların çok basit hayal kırıklıklarına bile tahammülleri yok. Sitenizde sunduğunuz hizmet, değer her ne olursa olsun, benzeri pek çok alternatif sadece birkaç tık uzaklıkta.

Birşeyler ters gidecekse, genelde elimizden pek birşey gelmez, doğru. Ancak yine de tasarımlarınızı, uygulamalarınızı olabildiğince detaylı şekilde test etmek, ve kullanıcılarınızın hangi bölümlerde hata ile karşılaşabileceklerini tahmin etmeye çalışmak gerekiyor.

Bahsedilen küçük önlemler, sitenin geneli üzerindeki hayati etkisi düşünüldüğünde uygulaması kolay, getirisi büyük detaylar. Nelerin yanlış gideceği konusunda düşünmek ve plan yapmak, çalışmanızın genel başarısı üzerinde düşündüğünüzden daha büyük bir fark yaratabilir.

Posted in Web Tasarımı | Leave a comment