Posted: Eylül 26th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Websiteleri ile ilgili bugün artık kanıksadığımız pek çok özellik, internet tarihi boyunca edinilen bazı deneyimler sonucu ortaya çıkmış. Bugün, ortaya ilk olarak nasıl çıktığı dahi bilinmeyen, ama genel bir kabul olduğuna inanılarak web sitelerinde sıkça kullanılan bazı özellikler var.
Weble ilgili deneyimi ve bilgisi olan biri için bu kullanımlar o kadar kanıksanmış ki, bu kabuller sanki herkes için aynı imiş gibi düşünülüyor. Oysa gerçek hiç te öyle değil. Pekçok sıradan insan bunlardan habersiz, ve böylesi bir durum ile karşılaştığında şaşırıyor, ne yapacağını bilemiyor.
Snyder, bu durumun, internet konusunda deneyimi ve bilgisi olmayan kişiler için doğal olduğunu söylüyor. İnsanlar bir nesnenin nasıl çalıştığını ilk kez farkettiklerinde, faydalı olduğunu düşünüyorlarsa, onu sonsuza dek kullanmaya devam edebiliyor. Ancak birkez olsun, onun nasıl çalıştığını öğrenmeleri gerekiyor, aksi halde bilemiyorlar.
Carolyn Snyder, kullanışlılık üzerine yaptığı çalışmalardan edindiği deneyimlere dayanarak, web sitelerinde yaygın olarak kullanılan, ancak teknik bilgisi olmayan sıradan kullanıcıların alışık olmadıkları yedi özellikten bahsetmiş.
Bunlar:
- Logoların ana sayfaya link olarak kullanılması
- Güvenlik (security) ile gizlilik (privacy) arasındaki fark
- Rollover (fare üzerine getirldiğinde genişleyen menüler) menüler
- Drop-down menülerde yön tuşlarını kullanma
- Adres çubuğundaki URL ile oynayarak sitede dolaşma
- “Durdur” ve “Yenile” gibi browserın temel kontrolleri
- Yeni browser penceresinde açabilme özelliği
Snyder her bir madde için, kullanışlılığın nasıl arttırılabileceği üzerine öneriler veriyor.
Posted: Eylül 24th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Medya | No Comments »
Tüketici olarak, çoğu zaman, üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen bir ürünle ilgili aklımızda kalan şey sadece birkaç kelimelik bir slogan olur. Ürünün özelliğini, fiyatını, şeklini bir kere de aklımıza getiremesek te, onunla ilgli sloganı uzun zaman dilimizde döndürebiliriz.
Reklamcılık işini yapanlar için en zor kısım, herhalde ürünle ilgili özellikleri anlatan bir seri bilgiyi, birkaç kelimelik akılda kalıcı bir slogan haline indirgemek.
İşte, reklamlarda yer alan, sloganları değerlendirerek, aralarından bir en iyiler listesi çıkarılmaya çalışılmış. ADSlogans Unlimited tarafından sponsor olunan The Advertising Slogan Hall Of Fame organizayonu, reklam sektöründeki farklı uygulamaları ortaya çıkartarak, iyi çalışmaları ödüllendirmek amacıyla yapılmış.
2002′nin en iyi 10 reklam sloganı sıralaması şöyle:
“The ultimate driving machine.”
- BMW
“When you got it, flaunt it.”
- Braniff Airlines
“The antidote for civilization.”
- Club Med
“When it absolutely, positively has to be there overnight.”
- Federal Express
“No FT, no comment.”
- Financial Times
“Finger lickin’ good.”
- KFC
“Because I’m worth it.”
- L’Oréal
“You’ll wonder where the yellow went when you brush your teeth with Pepsodent.”
- Pepsodent
“All the news that’s fit to print.”
- The New York Times
“Let your fingers do the walking.”
- Yellow Pages
Posted: Eylül 16th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Bu yazının taslağı geçen akşam Biolight‘la tablosuz tasarım, XHTML vs. üzerine konuşurken çıktı.
XHTML denince akla, tagların kapatılması, yada bazı tagların değiştirilip, yerlerine yenilerinin getirilmesi gelebilir. XHTML kesinlikle bundan çok daha fazlasını ifade ediyor.
Örneğin, içeriğinizi yeniden farklı amaçlar için kullanmayı düşünüyorsanız, XHTML bu konuda işinizi gerçekten de kolaylaştıracaktır. XML’den miras aldığı katı kurallar sayesinde XHTML farklı erişim araçları için normal HTML’ye göre, işlemesi ve gösterimi daha kolay bir yapı sunuyor. Bugün XHTML’e geçerek, browser uyumluluğu sorunları ile karşılaşmadan XML’in pek çok avantajından yararlanabilirsiniz.
Bu üzerinde uzun uzun yazılabilecek bir konu, ama özellikle önemli olduğuna inandığım birkaç nokta hakkında yazacağım.
XHTML’in getirdiği yeniliklerden birisi, <;table>tagının kullanımı konusunda. Şurada da bashedildiği gibi, W3, “site layoutları için <;table> kullanmayın.” diyor. Ama tabular data için table kullanabilirsiniz. Örneğin bir ürün, bir fiyat listesini tablo şeklinde vermek istiyorsunuz, bunun için tabii ki kullanılabilir. <;table> tagı zaten bunun için.
XHTML ile gelen diğer bir değişiklik te, HTML taglarından semantik olmayanlarının semantik olanlarla değiştirilmesi. Örnek olarak, <;em> ve <;strong> taglarını alalım. Hem bu pek çok kişinin “<;b> ve <;i>’nin nesi vardı” sözüne bir açıklama olur.
<;b> ve <;i> stilsel, görünümle ilgili anlamlar içeren taglar. Birisi “italik” (yazıyı yana yatırma) diğeri de “bold” (yaızyı kalınlaştırma) için kullanılıyor. Diğer yandan, W3′ün XHTML ile bunların yerini almasını planladığı taglar, <;em> “emphasize” (önemli, vurgula), <;strong> “strongly empazise” (çok önemli, şiddetle vurgula) anlamına geliyor. XHTML’de, örneğin <;b> tagının CSS ile tanımlayabileceğiniz font-weight: bold‘dan hiçbir farkı yok. Oysa <;strong>‘un bu içerik içersinde semantik bir rolü var.
İleriye dönük uyumluluk bağlamında ise, ileride daha da yaygınlaması beklenen, yada şuan piyasadaki mevcut farklı “user agent”lar düşünüldüğünde, örneğin sesli bir broswerdan <;i>’yi yada <;b>’yi anlamasını bekleyemeziniz. Ama farklı erişim araçları için semantik taglar belirli bir anlam ifade eder. Örneğimizdeki tagları ele alırsak, sesli erişim sağlayan bir araç için, <;em>’de ses biraz değişebilir, <;strong>’da vurgu daha da artar. (Bunların özellikle engelli kişiler için ne derece önemli olduğundan hiç bahsetmiyorum.)
Diğer yandan XHTML, “valid” bir XML belgesi olarak, daha yapısal bir dil olma yönünde. Bu <;h> tagının kullanıyla ilgili gelişmelerde açıkça görülüyor. Örneğin, XHTML 1 specslerinde <;h>‘nin büyükten küçüğe doğru bir dizilim içersinde kullanılması öneriliyor. Buna göre, bir sayfada sadece bir <;h1> olabilir, onun altında <;h2> olur, onun altında <;h3> vs.
Örneğin;
<;h1>İlkokul zamanları<;/h1>
içerik
<;h2>Kızlar<;/h2>
içerik
<;h3>ilk aşkım<;/h3>
içerik
<;h3>ilk hayal kırıklığım<;/h3>
içerik
<;h3>ilk aldatılmama<;/h3> (he he, hiç te iyiye gitmiyor
)
içerik
<;h2>öğretmenler<;/h2>
içerik
..
gibi.
Nitekim XHTML 2 Working Public Draft‘ta da h için “level” etiketi eklemişler. Buna göre XHTML 2 ile birlikte (eğer bu taslak değişmezse) h tagı <h level="1">, <h level="2"> gibi kullanılabilicek.
Ayrıca, yine aynı kriterlere göre, font size‘ı “3″ ve yazıyı “bold” yapmak, bir metni W3‘ün anladığı anlamda başlık yapmıyor.
Tagların kapatılmaları XML ile ilgili, XHTML’in valid bir XML dokümanı olabilmesi için XML’den miras aldığı özelliklerden biri. XML için ayrı bir yazı yazıldığında, tagları kapatmanın XML için önemini de anlatırım.
Posted: Eylül 15th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Alternatif | No Comments »
Fanzine kültürünün yarattığı dinamiklerin, alt_grupların yaşam alanlarını oluşturmada önemli bir yeri olduğunu düşünerek yaptığım anti-pop.com içeriğini sizinle paylaşmak istedim.
bir portfolyo / cv mantığında başladığım site, şimdilerde daha çok anti-popüler etiketlerlerle beraber..
Posted: Eylül 14th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Tasarım | No Comments »
Daha çok iş ve tasarım ilişkisi, bir iş olarak tasarım, para, marka konularına odaklanan, bunlar arasındaki ilişkileri irdeleyen online magazin Gain dönmüş.
İlgilenirseniz, özellikle marka ve değer üzerine kaliteli yazılar ve kariyer sahibi kişlerle yapılmış ilginç röportajlar var.
Posted: Eylül 12th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
“Sadelik”, “fonksiyonellik”, “kullanışlılık” gibi kavramlar yeni değil, ama özellikle son 5 yılda internet aleminde daha yoğun ve daha farklı çağrışımlarla kullanılmaya başlandı. Jakob Nielsen gibi “fanatik”ler, tartışmaların alevlenmesinde etkili oldu. Bu kısmen faydalı da oldu. Bu konuların bir şekilde tartışılıyor olması, ilgiyi daha da fazla bu noktalara çekti.
Bunun kötü tarafı, tartışmaların körüklemesiyle fikirlerin çok katı şekilde birbirinden farklıymış gibi ayrışması oldu. Örneğin, bir yanda kullanışlılık gurularını körü körüne takip eden, markanın, estetiğin, çekiciliğin bilgi tasarımı ve etkişimli tasarımda yeri olmadığını düşünenler, (ki Nielsen son 3-4 ay önceki Macromedia ile anlaşana kadar aynen böyle düşünüyordu), diğer yanda da tamamen göz boyamaya, görüntüye önem veren başka bir grubun olduğu bir durum oluştu.
Daha önce Donald Norman ile yapılan bir röportajdan bahsetmiştim. Donald Norman orada özellikle, “deneyim” kavramı üzerinde duruyor, kullanışlılığın kendi başına hiçbir anlam ifade etmediğini, asıl olanın “kullanıcı deneyim”i olduğunu savunuyordu.
Yakın zamanda Boxes and Arrows‘da Dan Saffer tarafından yazılan, markalar üzerine ilginç bir makale yayınlandı. Yazı Jacob Nielsen tarzı, tekdüze yaklaşımı eleştiriyor ve markanın, kurumsal kimliğin bir tasarımdaki kullanıcı deneyimini artırmadaki etkisi üzerinde odaklanıyor.
Saffer, “her marka faydacı olmalıdır” diye bir kural yoktur, diyor. Faydacı olan benzer markalar arasında bile, içeriğin sunumu, sitede kullanılan adlandırmalar, ve kullanıcıların site ile etkileşimlerinde farklılıkların olmasının normal olduğunu söylüyor.
Marka *
“Marka oluşturma” ve “kurumsal kimlik”le ilgili pek çok kitap var. Aslında tüm bu kitapların marka ile ilgili söylediklerinin ana fikri şu: “Marka”, bir şirketin temel özelliklerinin özünden – yada en azından şirketin insanlara anlattığı özelliklerden – ve bu özelliklerin sunulma şeklinden oluşur.
Şirketlerin “temel özellikleri” olur. Genelde, bunlar şirketin ruhunu yanıstan bir yada iki sıfattır. Örneğin, bu Volvo için güvenlik, Toys “R” Us için oyun yada BMW için “nihai sürüş makinesi” sloganıyla bir sürüş keyfidir. Ayrıca, şirketlerin çoğu markayı da etkileyen bilgilendirici bir seri ikincil temalar barındırılar. Bu ikincil temalar reklamlar ve tanıtım kampanyalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışılır, böylece asıl sıfatlar da bir şekilde desteklenmiş olur.
Şirketten şirkete değişse de, marka çalışanların giydiği giysilerden, yeni ürün geliştirmeye, pazarlamaya kadar herşey için sürükleyici bir güçtür. Marka, müşteri hizmetlerinden, nakliye araçlarına, antetli kağıtlara, interaktif ürünlere kadar, bir şirketin aldığı tüm kararlarla bir şekilde ilintilidir.
Farklı markalar: farklı tasarım
Biri için işe yarayan, diğeri için “marka” faktöründen ötürü işe yaramayabilir. Örneğin, Amazon.com‘un sipariş süreci etkileşimli tasarım için iyi bir örnek. Ancak Saffer, bunun olduğu gibi alınıp, başka bir siteye uygulanamayacağını söylüyor. Çünkü ona göre, nasıl insan vücudu farklı kan tipini reddediyorsa, başka bir şirketin markası da bunu reddebilir. Farklı markalar aynı fonksiyonelliğin, farklı yorumlarına ihtiyaç duyarlar.
Marka aynı zamanda içeriğin sunuluş biçimini de etkiler. Çünkü, örneğin, bir şirketin markası tümüyle lüks ve sofistike ürünler üzerine kurulmuş ise, bu ürünlerin sunulduğu sayfalar, sıradan bir e-ticaret sitesinde olduğu gibi balık istifi şeklinde doldurulamaz. Böylesi bir ürün serisi için, bir sayfada sadece üç ürün göstermek yeterli olabilir.
Saffer, bunun sadece bilginin gösterimi ilgili olmadığını söylüyor ve “Alışveriş Sepeti” örneğini veriyor. “Alışveriş sepeti” özelliği özellikle e-ticaret sitelerinde çokça kullanılan bir özellik. Kolaycılık yaparak bunu daima “Alışveriş Sepeti” olarak adlandırmak her yerde işe yaramıyor. Örneğin, Victoria’s Secret gibi, normal hayatta sattıkları ürünleri küçük, pembe-beyaz alışveriş poşetleri içinde sunan bir yer için, webte “Alışveriş Sepeti” adlandırmasının kullanılması komik olur, onun yerine “Alışveriş Çantası” gibi bir isimlendirme daha uygun olacaktır, diyor.
Peki marka şirketler için neden bu derece önemli olsun ki? Çünkü, marka ayırt edici bir şeydir. Kalabalık pazarlarda – ki, web bugün en kalabalık pazardır – marka şirketleri diğerlerinden ayıran bir etkendir. Bazı durumlarda güçlü markaları olan şirketler, aynı ürünü rakiplerine kıyasla daha pahalıya satabilirler.
Marka vs. Kullanıcı
Diğer yandan, eğer marka üzerine fazla odaklanırsanız, projeyi kullanıcı ihtiyaçlarını yerine getiremeyen, bir marka egzersizine dönüştürüsünüz. Bazı durumlarda bu iyidir: işin amacı marka oluşturmak yada markayı desteklemekse, böyle durumlar için bu işe yarayacaktır. Ancak, çoğu durumda, bir sitenin amaçları sadece bir şirketin (yada ürünlerinin) promote edilmesinin ötesindedir; bunlar daha çok bilgi vermek (içerik), bir şeyler satmak (e-ticaret), yada hizmet sağlamak (online ticaret, forumlar, oyunlar, vs.) – bazen hepsi bir arada – olur. Peki ya, kullanıcı ihtiyaçlarının karşılanması ile markayı nasıl dengelersiniz?
Saffer’e göre altın kural şudur: “Marka, bu markayı marka yapan değerlere karşı olmadığı sürece, kullanışlılığı asla ikinci plana atmamalıdır.” Bu bazen sayfa başına daha az ürün sunmak, “Alışveriş Sepeti” yerine “Makyaj Çantam” kullanmak şeklinde olabilir.
Saffer, bu değişikliklerin hemen bir etkisinin görülemeyebileceğini, ancak uzun dönemde etkilerinin mutlaka hissedileciğini söylüyor. Çünkü, kullanıcılar bir siteye bir sebepten ötürü giderler, marka da bu sebeplerden biridir, diyor. İnsanlar farklı sitelerden farklı deneyim beklerler. Christies.com‘a pahalı sanat eseri almak için giden birisi, eBay tarzı bir görünümle karşılaşırsa iki kez düşünecektir.
Kullanıcıların şirketle olan kişisel ilişkileri, online ilişkilerinden radikal şekilde farklı olmaz. Online deneyimler daha iyi, daha verimli olabilir. Mesela sabahın üçünde iç çamaşırlarınızla bilgisayarınızın başında alışveriş yapabilirsiniz, ancak şirketin normal hayattaki özellikleri ile dijital hayattaki özellikleri arasında fark olmamalıdır.
Hatta şirketin çok yerleşmiş bir tanıtım politikası olmasa da, en azından çalışanları vardır, ve bu insanların kişilikleri vardır. Bu insanların pozitif kişilik özellikleri, bütün olarak, onların markasıdır. Bu tip özellikler de, yine online olarak yansıtılabilir.
Markanın tasarıma yansıtılması için ipuçları
İçeriğin nasıl bir araya getirildiğinden navigasyona, sınıflandırmaya kadar diğer bir çok etken gibi marka da tasarımın şekillenmesinde olmazsa olmaz bir elemandır. Projenizi şirketin “marka şemsiye”si altında tutmanıza yardımı dokunacak bazı ipuçları:
- Projenin başlangıcında, şirketin reklam, markalandırma ve benzeri konularda daha önceki çalışmalarını inceleyin. Bunlar genelde markanın farklı ortamlarda kullanımı ile ilgili ipuçları içerir.
- Marka ile ilgili, şirketin önem verdiği “değer”leri öğrenmeye çalışın. Genelde, pazarlama elemanları bu bilgiyi elde edebilceğiniz en iyi kaynak olacaktır.
- TV reklamları, basılı reklamlar yada broşür gibi diğer tanıtım materyallerini inceleyin. Şirketin kendini, hizmetlerini ve ürünlerini nasıl sunduğuna dikkat edin. Bu çalışmaları açıklayan sıfatlar neler? Sizin tasarımınız da bu sıfatları yansıtılmalıdır.
Marka ile ilgili bu keşiften sonra, sonuçları tasarımınızı gözden geçirmede kullanmalısınız.
* İlgileniyorsanız, markalar üzerine ucuz ve giriş niteliğinde türkçe kitaplar var: Son zamanlarda elime geçen “İnternette Marka Yaratmanın 11 Değişmez Kuralı” ve “Marka Yaratmanın 22 Kuralı”. İkisinin de yazarları Al & Laura Ries. İki kitap ta MediaCat’ten.)
Posted: Eylül 8th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: İnternet | No Comments »
Yeni şeyler yaratma sorumluluğunda olan kişilerin en büyük dertleri genelde müşterileri ve patronları ile oluyor. Designbeef.com bu fikirden yola çıkmış ve bizler için, hizmetinde çalıştığımız patronumuz yada müşterimiz hakkında atıp tutabileceğimiz bir yer oluşturmuş.
Sitenin açılışındaki karşılama yazısı şöyle diyor:
“Kötü bir gün mü geçirdiniz? Tasarımın ne olduğunu bildiğini zanneden bir sürü müşteriyle mi uğraştınız? Konuşmaya mı ihtiyacınız var? DesignBeef.com tam size göre.”
Sitede, müşterileriniz, patronlarınız, iş arkadaşlarınız hakkında içinizi dökebileceğiniz bir forum ve içini döken diğer tasarımcıların hazırladığı çok güzel postkardlar ve duvar kağıdları mevcut.
Ayrıca isterseniz siz de kendi ürünlerinizi siteye gönderebiliyorsunuz.
Posted: Eylül 5th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
DigitalWeb‘in bu sayısı “Web’te Standartlar” konusuna ayrılmış.
Pek çok güzel yazının yanında, J. Zeldman da (sağır sultanın bile duyduğu) 2003′te çıkacak kitabından bir bölümün yayınlamasına izin vermiş (pompalamaya devam Zeldman
). Fikirler yeni değil, ama ortaya koyuş biçimi dikkate değer. Standatları ve W3′ün tavsiyelerini neden dinlememiz gerektiği üzerine Zeldman‘ın özellikle üzerinde durduğu “Forward Compabitibility” kavramı ve bugünkü sitelerin 99.9′unun vaktini tamamladığı iddiası var.
Yazıya göre, çok yaygın bir hastalık, eski hackler, uygulamalar, hileler ve kötü kodlama üzerine kurulu web sitelerinin büyük bir bölümünü tehdit altına almış durumda. Bugünkü layoutlar yakın bir gelcekte, büyük ihtimalle yeni erişim araçları, yeni browserlar ile görüntülenemez olacak.
Zeldman, site sahipleri yada yöneticileri bilmese de, sitelerin %99.9′ının kodlama olarak vaktinin geçmiş olduğunu iddia ediyor. Bu siteler sonları 4, 5 gibi rakamlarla biten popüler, masaüstü “browser”lerında sorunsuz çalışıyor gibi görünebilirler, ancak bu yanlışları tolere eden ortamlar dışında, bu hastalağın ve bozulmanın belirtileri çoktan ortaya çıkmaya başladı, diyor.
Microsoft Internet Explorer, Netscape Navigator ve Mozilla’nın son sürümlerinde, dikkatle harızlanmış layoutlar çatlayıp patlamaya ve büyük masraflar harcanmış sistemler işlememeye başlıyor. Aynı şekilde, bu önde gelen browserlar yazılımlarını daha da geliştirdikçe, site performansı da kötüleşmeye devam ededecektir, diyor.
Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.
Posted: Eylül 3rd, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Diğer | No Comments »
İşten ayrıldıktan sonra, kişisel projelerime daha fazla zaman ayırma şansım oldu. Son günlerde öncelikle sitenin genel yapısını değiştirdim. Bu tasarımın mizanpajında hiç <;table> kullanılmadı, tüm hizalama, görünüm CSS ile yapıldı. Altyapı olarak ta siteyi biraz geliştirdim, yeni özellikler ekledim.
Altyapı ile ilgili bazı değişiklikler:
- Tarih formatını değiştirdim. Artık, Bildirgec/Hafif’teki gibi Türkçe. PHP’Deki
date() formatı gibi bir şey yok ASP’de, FormatDateTime‘un işlevi de oldukça kısıtlı. Bu yüzden ayrıntılı bir fonksiyon yazdım, şu an sorunsuz gibi.
- İstatistikler ekledim. “En çok”ları gösteriyor, en çok yorum gönderen, en çok yazı gönderen kişi, en çok yorum gönderilen yazı gibi. Hemen üstte, “Bilgilerim” linkinin yanında ulaşabilirsiniz.
- Bildirgec/hafif benzeri, mesaj/yorum önizleme seçenekleri ekledim. Js realtime önizleme kodunda birkaç değişiklik yapıyorum, bitince onu da eklerim sanırım.
- “Bu yazıyı arkadaşıma gönder” seçeneği ekledim. Ana sayfadan “devamı”, yada “x yorum” linklerini takip ederek, ilgili yazının altındaki “Bu yazıyı beğendiyseniz, başkalarına tavsiye edebilirsiniz.” seçeneğine ulaşabilirsiniz.
- Çok geç kalmış “şifremi hatırlat” aparatını ekledim.
- Sitenin pek çok yerinde çeşitli buglar vardı, rastladıklarımı düzelttim. (bug’lara yada hatalara rastladığınızda haberdar ederseniz sevinirim.
)
- Sağ taraftaki linklerle ilgili istatistikler ekledim. “Linkler” yazısının hemen yanındaki küçük “?” işaretinden linklerle ilgili istatistiklere ulaşabilirsiniz.
- Yazılara “tür” kriteri ekledim. Şu an için makale, blog ve link olmak üzere üç ayrı yazı türü var.
- Yazı ekleme aparatına “upload” özelliği ekledim.
Bunun yanında asıl değişiklik, kullanıcı yetkileriyle ilgili. Daha önce sadece belirli kişiler yazı gönderebiliyordu, bundan böyle her kullanıcı yazı gönderebilecek.
Hemen üstteki “Yeni Mesaj Ekle” linkini kullanarak yeni yazı göndereblirsiniz. Yazınız onaylandıktan sonra, yayınlanacaktır.
Posted: Eylül 2nd, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Yakın zamanda yapılan bir araştırma insanların online beklentilerinin geçtiğimiz bir kaç sene içinde çok üst seviyelere çıktığını ortaya çıkarmış. Yazı, “devamlı güncelleme” ve “kolay navigasyon” (her ikisi de %96)’un en üst derecedeki iki tüketici beklentisi olduğunu söylüyor.
Araştırmanın bulgularına göre, tüketicilerin iyi bir site ile ilgili en önemli dört beklentisi şunlar:
- %96, sitenin devamlı olarak güncellenmesini istemiş;
- %96, sitenin kolayca gezilebilmesini istemiş;
- %93, sitenin, ilgili olduğu konu hakkında derinlemesine bilgi içermesini istemiş, ve
- %89, sayfaların hızlı yüklenmesini, ve sitenin hızlı açılmasını istemişler.