Posted: Şubat 28th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Kelime aslında çok basit gibi görünse de, ayrıntıılı incelendiğinde yada üzerinde yorumlar yapılmaya başlandığında kavramın içeriği konusunda ciddi ayrılıklar meydana geliyor.
Farklı noktalarda ayrılıkları olan “kullanışlılık guruluları” komik tartışmalara girebiliyor. Bu AIGA gibi kaliteli sitelerin mail grublarında dahi oluyor.
CNET, etkili kullanışlılık konusunda kafa yorup, yorum yapmış en tanınmış altı kişiyle ilgili bir dosya hazırlamış. Dosyada Andrew Chak, Alan Cooper, Robert Davis and Paul Laroche, Jakob Nielsen, Jared Spool‘dan oluşan bu altı guruyla ilgili kısa bilgiler verilmiş, ayırd edici özellikleri ve kullanışlılık konusundaki önerileri sıralanmış.
Andrew Chak
Andrew Chak’in bütüncül yaklaşımı, tasarımcıları web ortamında tasarımının yapmanın dezavantjlarını biraz olsun azaltarak, onları müşteri taleplerini karşılayacak tasarımlar yapmaya zorluyor.
Chak’a göre tasarımcılar, sadece göze hoş gelen şeyler üretmek için değil, bunları kullananların işine yarayacak şekilde tasarlamak için varlar.
Chak’ın önerileri:
- Aramaya önem verin, sitenizdeki arama özelliklerini iyileştirin.
- İnsanlar için bir anlam ifade eden, onları harekete geçirici kelimeler kullanmaya dikkat edin.
- Tahmin edilebilir olun. Sitenizin ardında belli bir mantık olsun.
- Gereken yerlerde, yeterli miktarda bilgi verin.
- Kolay anlaşılır, genel kabuller kullanmaya çalışın.
- İnsanlara farklı araçlar kullanabilmeleri için fırsatlar tanıyın. (eğer bir ihtiyaç, telefonla daha kolay karşılanabilecekse bunu belirtin.)
- İnsanların önüne aynı anda birden fazla seçenek koymayın.
- Sadece estetik önemi yüzünden başlıkları kısaltmayın
Alan Cooper
Visual Basic’in mûcidi Cooper’ı diğerlerinden ayıran üç temel nokta var: minimalist tasarım, hızlı yüklenen sayfalar, ve etkili hata yönetimi.
Cooper’ın önerileri
- Ziyaretçilerinizden bağlılık -yada başka herhangi bir şey- beklemeyin.
- Farklı yollarla detaylı bilgiler vermeye çalışın.
- Gözlere hitap edecek tasarımlar için uğraşmayın. Kullanıcılar da sizin gibi vatandaşdır, tüketici değil.
- Aramaya önem verin. Sorun varsa giderin, daha iyi sonuçlar vermesi için iyileştirin.
Robert Davis and Paul Laroche
Davis ve Laroche’e göre aynı anda hem etkili hem de çekici siteler yapmak imkansız değil. İyi bir kullancı arayüzü yapmak “kullanıcı-odaklı” olmak ve estetik, kullanışlılık gibi biraraya gelmezmiş gibi görünen özellikleri tasarıma başarılı şekilde entegre edebilmekten geçiyor.
Davis ve Laroche’un önerileri:
- Siteniz sade olsun.
- Sitenizdeki elemanlar arasında tutarlılık olsun.
- Site içindeki farklı elemanları ve süreçleri ilişkilendirin.
- Siteniz faydalı olsun, site kullancının beklenti ve ihtiyaçlarını başarılı bir şekilde karşılamaya yönelik olsun.
- Siteniz açık olsun, navigsayon sistemini açık ve basit yapın, başlıkları tamamen anlaşılır ve faydalı olacak şekilde düzenleyin.
- Can alıcı noktayı yakalayın, navigasyonun, tasarımın ve içeriğin tümünün kullanıcı ihtiyaçlarına hizmet etiğinden ve işe yaradığından emin olun.
- Kullanıcıları bekletmeyin, sayfanın yavaş yüklenmesi ziyaretçilerinizin sitenizi terk etme nedeni olabilir.
- Kullanıcılardan sitenizi anlamaları için çaba sarfetmelerini beklemeyin.
- Odak noktanızı kaybetmeyin.
- Tasarımın disiplinler-arası bir takım çalışması olmadan başarılı olamayacağını unutmayın.
- Kullancıların, siz istediniz diye değişmesini beklemeyin.
- Sitenizi, bilmediğiniz bir grub için tasarlamayın, site için gerekenleri bu kitleyi göz önünde bulundurarak belirleyin.
- Kara kapılar ardından tasarım yapmayın, tekrar tekrar hedef kullanıcılarınızla ilgili testler yapın ve sonuçları karşılaştırın.
- Ziyaretçilerinizi, yaptığınız super-hiper flash introyu beklemeleri için zorlamayın.
Jakob Nielsen
Nielsen’in sürekli vurguladığı 3 temel şey var: sadelik, less is more, ve kullanıcı ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kolaylaştırıcı araçlar.
Nielsen’in önerileri:
- Kodlama aşamasında Web standartlarına uyun (en başta W3C olmak üzere, genel kabul görmüş tüm standartları dikkate almaya çalışın.)
- Genel kabulleri dikkate alın, eğer kullanıcıların 90%-80%’i bir şey yapyorsa bu bir genel kabüldür.
- Webte yazarken açık, objektif, ve kolay-okunur olmaya çalışın.
- Aramaya önem verin, ancak arama siteminizi çok süslü yapmayın. (Google bir standart olabilir)
- Tasarıma başlamadan önce bir eylem analizi çıkarın. (kullancıların siteyi nasıl kullanacaklarına, hangi ihtiyaçlarını hangi bölüm aracılığıyla karşılayacaklarına dair.)
- Ek araçlarla kullanıcıların eylemelerini daha kolay gerçekleştirmelerini sağlayın.
- Tasarım süreci boyunca çeşitli kulanıcı testleri yapmayı ihmal etmeyin.
- Tasarımınızı her türlü beceri ve yetideki kişilerin erişebileceği tarzda yapmaya çaloşın.
- Kullancıların yolundan gidin: “splash” sayfaları, gereksiz Flash introlar ve pazarlama kokan gülümseyen kadın/erkek resimleriyle içeriğinizin kirlenmesine izin vermeyin.
- Yardımcı açıklamalar dışında, istenmeyen pop-uplarla ziyaretçierinizi rahatsız etmeyin.
- Hareketli metin kullanmayın.
- Açgözlüce tekrar tekrar tasarım değiştirmeyin.
Jared Spool
Spool şimdiye kadar istediği gibi etkili ve kullanışlı bir site bulamamış. Bu yüzden bir siteyi nasıl iyileştirebilirsiniz, yada iyi bir site için neler gereklidir gibi bir liste yokmuş elinde.
Ancak şu öütleri vermekten de geri kalmamış:
- Sitenizin amaçlarını bilin.
- Kullanıcının amaçlarını bilin.
- İçeriğin amacına ulaştığından emin olun (grafikler, reklam, vs. dahil, bir bütün olarak).
- Siteyi yapanların bir sitenin nasıl para kazanabileceğinden haberdar olduğundan emin olun.
Dosyanın tümüne buradan ulaşabilirsiniz.
Posted: Şubat 17th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Kendi davranışlarımızı ölçü kabul etmek, tasarımlarımızı kendi zevklerimize ve anlayışımıza göre yaptıktan sonra başkalarından da aynı anlayışı ve tepkiyi beklemek en büyük yanıgılardan biri. İnsanların belli noktalarda belli ortak tepkiler gösterdiğini varsaysak bile, bunun içgüdsel olarak belirlenebileceğini düşünmek kolaycılık gibi gözüküyor.
Adam Smith yazıda kullanşlı bir yapı tasarlamanın neden bu derece zor olduğundan bahsediyor. Kendisinin üzerinde durduğu en temel nedenlerden biri de yine başında bahsettiğim yanılgı.
Yazı bize, şunları şunları yapın gibi maddeler halinde tavsiyeler vermiyor, ancak tamamını okuduğunuzda çok geniş bir çerçevede “kullanışlılık” kavramının genel anlamıyla hayatımızdaki yeri, bilgisayarla olan ilişkimizin anlayışımıza etkisi, ve bir tasarımcı olarak görevimize kadar farklı sorunları örneklerle tartışıyor.
Bir tasarımda kullanışlılığın gereği konusunda henüz ikna olmadıysanız, okumaya devam edin.
genel kanı diye bir şey yoktur.
“Genel kanı” dediğimiz şey ampirik bir bilgi değildir; tamamen bizim tecrübelerimze dayanır. Bazı davranışlarımız diğerlerine göre daha geneldir belki, ancak hiçbirini insanlara mâl etmek doğru olmaz.
Örneğin, web tasarımcıları için bir sayfadaki “mouseover” efektini farketmek çok normal bir şey iken, bir son kullanıcı için bu hiç düşünülmeyecek, hata anlaşılmaz gelebilir.
Bir tasarımı, son kullanıcı için anlaşılır ve kullanışlı yapabilmek için tasarımcı iki şeyi iyi yapmalıdır: Birincisi, kendi genel değerlerini, bunlar sanki herkes için aynıymış gibi tasarımını uygulamamalı, ikincisi ise, mümkün olduğu derecede hedef kitlesinin genel özelliklerini anlamalıdır. Bazen dayanak olabilcek hiçbir genel ölçü bulunmayabilir. Bazen de herkes için aynı doğrular bulabilir. Bunu tesbit etmenin en kolay yolu da son kullanıcıyı dinlemek ve onu gözlemektir.
amaçların, eylemlerin ve stratejilerin anlaşılması.
Kullaşılı bir tasarım yapma yolundaki zorluklardan birisi insanların bizim tasarladığımız nesneleri kullanmalarının temel nedenini anlamaktır.
Amaç, insanların başarmaya uğraştıkları şey olarak açıklanabilir. Eylemler bu amaca ulaşılması için atılması gereken adımlar, ve strateji de bu eylemleri nasıl uyguladığınızdır. Örneğin, birisi bir çim biçme makinası almak için bir websitesine geldiğinde, amaç çim biçme mkinası almak değildir, amaç çimleri biçmektir. Eylem bir çim biçme makinasının alınması ve strateji de bir çim biçme makinasının alınması için websitesine gidilmesidir. Bu önemli çükü, stratejiler ve eylemler değişebilir ve buna rağmen amaç başarılabilir. Eğer bir websitesi, bir kullanıcnın isteğini yerine getiremiyorsa, kullanıcı stratejisini değiştirip, örneğin, alışverişini caddedeki bir dükkandan yapabilir, böylece hem eylemi yerine getirmiş hem de amacna ulaşmış olur.
gerçek amaçların analiz edilmesi.
Bilgisayarı her türlü ihtiyacımız için gün boyunca kullanan bizler için bilgisayar, ihityaçlarımızı karşılamamız için en basit ve rahat yol oluyor, çünkü zaten zamanımızın çoğunu bilgisayar başında geçiriyoruz.
Ancak insanların çoğu, bilgisayarlarını web sitesi yapan yada yazılım geliştiren kişilerin kulandığı yoğunlukta kullanmıyor. Birçok kişi bilgisayarı bir yazı makinası olarak görüyor. Bilgisayarları seviyorsanız, bütün bu amaç/eylem/strateji çemberi tersine dönebilir. Bilgisayarı kullanmak sizin amacınızdır, strateji ve eylemler bu amaca hizmet eder.
Öyleyse, kullanışlı sistemler tasarlarken yaplıması gereken öncelikle işlerden birisi, bilgisayarı tamamen unutmak, onun yerine amaçlar üzerine odaklanmak olmalıdır. İşlerini bilgisayar olmadan daha kolay ve rahat bir şekilde yapmaya alışmış birinin önüne sadece bir bilgisayr koymak çok da ilginç ve faydalı bir eylem olmayabilir. O insanların bundan fayda görmeleri için, bilgisayarın belli bir avantajı, işe yarar bir yönü olması gerekir.
Bir tasarımın gerçekten kullanışlı olup olmayacağının anlaşılması ve amaçların doğu şekilde tesbit edilmesi tasarımcının ilk görevlerinden biri olmalı. Bu anlamda, kullanışlılık ve arayüz tasarımı renkler butonlar, yada rollover’la tanımlanabilecek birşey değildir. Bu daha çok, insanların bir tasarımı hangi amaçla kullandıklarını da içeren daha büyük bir sorunsalın bir parçasıdır.
zorluğu başka yerde aramak.
Bir araba satın almak isteyen müşteri için zorluk mevcut arabları öğrenmek, en iyi fiyatı bulmak ve arabayı satın almaktır. Sonuçta zorluğu yenip amaçlarına ulaşacaktır. Çok açık şekilde, buradaki amacın bilgisayrlar, arayüzler vs. ile bir ilişks yoktur. Bir araba alıcısı için tatmin bir detayı öğrenmek, yada doğru seçimi yaptığını hisstemisiyle mümkün olabailir iken, bir web tasarımcısı için bu, yeni şeyler bulmak, “web”in yeni imkanlarını keşfetmek, yeni arayüzler tasarlamak ile mümkün olabilir. Ve bir web tasarımcısı olarak siz, ne derece kendi sorunlarınız için bulduğunuz, sanki kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap olacakmış gibi sunarsanız, o derece kullanışsız siteler yaparsınız.
kişileri anlamak
Amaç ve eylemleri mâkul şekildeortaya koyduğunuzda, artık “kişiler” ile olan mücadelenize başlayabilirsiniz. İnsanlar bazen kendilerinden beklenmeyecek hareketler yapabilir, yani olağan durumlarının dışında farklı tavırlar gösterebilirler. Anacak bütün bu tutarsızlıklarına karşın, bütün insanların paylaştığı ortak bazı noktalar vardır. Bunlar psiklojinin “insan faktör”leridir. Daha önce bahsettiğim gibi bizlerin anlama, kavramsallaştırma ve düşünme konusundaki becerilerimiz oldukça kısıtlı – örneğin, insanların çoğu altı yada yedi ayrı parçayı aynı anda aklında tutamıyor, ancak biz bu zaâfiyetlerimizi yenmek ve becerilerimizi genişletmek için bazı fantastik metodlar bulmuşuz.
Bu kısıtlı becerilerimizle yaşamaya o derece alışmışız ki, artık böyle eksikliklerimiz olduğunu bile unutmuşuz. “İnsan hatası” genelde birşeyler kötü gittiğinde sorgulanır yada suçlanır, ancak bu hata genelde tamamen tahmin edilebilir bir eskiklik için gerekli önlemin alınmamaısndan kaynaklanan bir tasarım hatasıdır. Gerçekten de genelde suçladığımız şey bir tasarım hatasıdır. Çünkü biz kendimizi aslında olduğumuzdan çok daha iyi şekilde işlyor gibi görüyoruz, bu sanki bir makinadan sorumlu kişinin uyuyarak, makinanın üzerinde yanan kırmızı ışığı görmemesi gibi birşey. Kullanışlı olmayan sistemler insanların ne göreceği, ne anlayacağı, ve ne hatırlayacağı üzerine uzun uzun varsayımlar yaparlar. Tasarımcılar ise ısrarla, “insan faktörü”nün farkında olmalıdırlar. Sadece son kullanıcıların kabiliyetleri, ve eksiklikleri hakkında değil kendi eksiklikleri ve bunların tasarım sürecine etkilerini de gözden geöçirmeli ve dikkate almalıdırlar.
En basitinden bizler, kendimizi türümüzün tam bir numûnesi olarak görüyoruz. Çoğumuz sosyal olarak, bize benzemeyen yada alışık olmadığımız durumlarla ilgili düşünme konusunda fazla vakit ayırmamaya alıştırılmışız. Sonuçta da biz ile onlar arasındaki farkı anlama ve kabullenmede başarısız oluyoruz. Bu “insan faktörü”nün de ötesinde sosyoloji ve kültürel antropolojin alanına giriyor. Birlikte uzun zaman geçiren iki insan arasındaki derin farklardan tutun da, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, faklı kültürlere ve deneyimlere sahip insanlarıa kadar , kısaca çaba göstermden birbirimizin merâmını anlama yetisine sahip değiliz.
ortam.
Eylemlerin, amaçların, insan faktörlerinin, psikloji, toplum ve kültürün etkilerin temelinin anlaşılmasıın yanında, bir de ortam faktörü var. Tasarımlar asla bir kendi başlarına, bağımsız şekilde bulunamaz. Kahve makinasından, bir CAD programına kadar her türlü tasarım, diğer araçlar, ortamlar ve zamanlarla etkileşimli olarak varolur.
sonuç.
belli birbir ortam, insan faktörü ve amaç/eylem/strateji – bunlar kullanışlı bir tasarımın temel taşları. İnsanların beğendiği kullanışlı bir sistem tasarlayabilmek için, bütün bunları kendi başlarına ve bir bütün olarak anlamak gerekiyor. İşte bu yüzden kullanışlı sistemler tasarlamak bu kadar zor.
Posted: Şubat 15th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Sinema | No Comments »
Film tema olarak 1997 tarihli İspanyol filmi “Abre Los Ojos” üzerine kurulu imiş. (Cruz bu filmde de yine aynı rolde oynamış)
Film Eyes Wide Shut‘takine benzer korkulu, ve koşan bir Tom Cruise ile başlıyor. Başkangıçta, David, mutlu mesut narsistimiz, kötü bir kabus ile uyanıyor. Radiohead’in akıllarda kalıcı “Everything in Its Right Place”‘i ile, David meşhur Times Square’de yalnız başına koşuşturuyor. Bu David’in düşünebileceği en uç fantezilerden birisi: yalnız kalmak, ilgilerden uzak kimsenin kendisini beğenmediği bir dünya. Öyle ki, David yaşamının büyük çoğunluğunu partiler, akşam yemekleri ile geçirmektedir. Kendisi babsından kalan zenginliğin de etkisiyle, çevresinden büyük takdir gören bir kimsedir. (Steven Spielberg’in doğum günü partisine katılıp kendisini tebrik edeceği kadar önemli bir şahsiyettir.)
David’in sex ve para içindeki bu yaşamında birlikte olduğu temel karakterler var. Julie de bunlardan birisi. David’in Julie Gianni (Cameron Diaz) ile ilgili düşünceleri Julie’nin David’ten beklediği şeyler değildir. David Julie’yi kendi doğum gününde ispanyol bir hatun Sofia Serrano (Penelope Cruz) ile eker. Kıskançlıktan gururu kırılan Julie olayı hiç uzatmaz, ve hem kendisi hem de David için en kötü olnaı seçer, birlikte bindikleri arabanın köprüden aşağıya yuvarlanmasına neden olur. Sonuçta Julie ölür ancak, David’in kaderi onunkinden çok daha kötü olur: kaza David’in yüzünün tahrip olmasına neden olur.
Film nerratif bir anlatımdan çok, bir bulmacayı andıran, bir araya getirilmiş parçalardan oluşuyor. Bir taraftan David hapisanededir, yüzünde br maske vardır ve bir psikolog tarafından (Kurt Russell) sorgulanmaktadır. Diğer yandan tekrar tekrar Julie gözünün önüne gelir, kabus ?, gerçek ? derken film devam eder ve sonra garip adamlar çıkar, David’e bütün bunların tümünün bilim-kurgusal bir yaşamsal paketin ürünün oldğundan bahsederler.
Film devam ettiği süre içersinde sonunu çok az kişi tahmin edebildi belki. Hikayenin sonu ile ilgili tek ipucu, her televizyon görüntüsü çıkışında “Life Extension” adında sonsuz yaşama imkan veren bir icaddan bahsedilmesiydi.
Anlattıklarımdan birşey anlamadıysanız, muhtemelen filmin kendisi de anlamanıza yardım edemiyecek. Film yoğun şekilde zihin gücü, hayaller, bilinçaltı temalarını irdelemeiş. Filmdeki psikolojik öğeler nedense filmin bütün hikayesini açıklamaya yetecek açıklıkta olmamış, sanıırm bu yüzden yönetmen, filmi kolayca bitirmeye karar vermiş. Hikayenin tamamı, filmin sonunda teknik adam tarafından açık şekilde anlatılıyor.
Oyuncular:
Tom Cruise, Penelope Cruz, Cameron Diaz, Kurt Russell, Jason Lee, Noah Taylor, Timothy Spall, Tilda Swinton.
Yazan/Yöneten:Cameron Crowe
Film Alejandro Amenabar ve Mateo Gil tarafından yazılan “Open Your Eyes” üzerine kurulu imiş.
Müzikler.
Filmin en fazla beğenilen yanlarından birisi müzikleri idi:
1. All The Right Friends – R.E.M. (Bu, filmin başlarında, David arkadaşı Brian’ı tenis oynamak için aldığı sırada çalıyor.)
2. Everything In Its Right Place – Radiohead (Times Square ‘de yalnız başına şaşkın şaşakın bakınırken çalıyor.)
3. Vanilla Sky – Paul McCartney (David ikinci kez uyandığında çalıyor, bir yandan da onun psikiyatristi ile konuştuğunu duyuyoruz.)
4. Solsbury Hill – PETER GABRIEL (Sofia ve David birbirlerinin resimlerini çizerken çalıyor)
5. I Fall Apart – Julianna Gianni (Kaza öncesi araba sürerlerken çalıyor.)
6. Porpoise Song (Theme From ‘Head’) – The Monkees (Son sez sahnesinde çalıyor (Cameron Diaz ve Penelope Cruz ile olan sahne, hangisinin hangisi olduğunu karıştırıyor.)
7. Mondo ‘77 – Looper
8. Have You Forgotten – Red House Painters
9. Directions – Josh Rouse (David ve Sofia partide David’n diğer apartmanına çıkarlarken çalıyor.)
10. Afrika Shox – Leftfield (Kulüp sahnesinde çalıyor, David’in oldukça alköllü olduğu sırada.)
11. Svefn-g-englar – Sigur Ros
12. Last Goodbye – Jeff Buckley
13. Can We Still Be Friends – Todd Rundgren (David Sofia’ı yastık ile boğduğu sırada çalıyor.)
14. Fourth Time Around – Bob Dylan
15. Elevator Beat – Nancy Wilson
16. Sweetness Follows – R.E.M. (David, Brian’dan ayrıldıktan sonra içkili şekilde, yıkıla yıkıla yol alırken çalıyor.)
17. Where Do I Begin – The Chemical Brothers
Posted: Şubat 11th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Genel tasarım ilkeleri ve estetik, göze hoş görünme gibi noktalar bir dereceye kadar önemli olsa da, kullanıcı beklentileri takdirde, tasarımın iletişim kurmadaki aracı yönü başarısız kalıyor muhakkak. Çünkü kullanıcı beklentilerini bilmek, ulaşmak istenilen kitle ile iletişim kurmaya, ve gerektiğinde iletişim stratejilerini gözden geçirmeye katkıda bulunur.
İşte bu noktadan yola çıkarak, kullanıcıların bir web sayfasındaki nesnelerin yerleriyle ilgili beklentilerini anlamak üzere bir araştırma yapılmış.
Bu araştırmada en çok kullanılan 5 temel web nesnesi incelenmiş.
- aynı site içersindeki sayfaları birbirine bağlayan link grupları (örneğin; menüler)
- farklı sitelere linkler için link grupları
- “ana sayfaya dön” linki
- site içi arama, ve
- banner(lar).
Bu çalışma için, bir yada daha fazla yıldır internetle ilgili 121′i erkek, 183′ü bayan 304 katılımcıdan oluşan bir bilgisayar kullanıcısı grubu kullanılmış. Katılımcıların yaş ortalamaları 20 imiş (18 ila 63 arasında ). Bunların interneti temel kullanım amaçları, genelde, eğitim amaçlı imiş.
site içi linkler.
Katılımcıların çoğu, bir sayfadaki site içindeki diğer bölümlere giden linklerin sayfanın solunda bulunacağını düşünmüşler. Sadece nispeten daha küçük bir grup bunların başka kısımlarda da bulunabileceğini, örneğin sayfanın sağında, söylemiş.
site dışına linkler.
Katılımcıların çoğu, başka sitelere giden linklerin sayfanın sağında bulunacağını düşünmüşler. Bunun yanında, katılımcıların daha küçük ancak kayda değer bir grubu da bunların sayfanın sol tarafından bulunmasını beklediklerini ifade etmişler.
“Ana Sayfa(ya dön)” linki.
Katılımcıların çoğu, “Ana Sayfa(ya dön)” linkinin sol-üst bölümde olmasını ummuşlar. Diğer yandan, katılımcıların kayda değer başka bir bölümü bunun sayfanın alt kısmında olmasını beklemişler. (ben de alt derdim herhalde)
Site içi Arama
Katılımcıların çoğu, bir web sitesindeki site içi arama motorunu sayfanın üst-orta kısmında bulunacağını düşünmüşler. Daha küçük bir grup katılımcı sağ üst-köşe, yada alt-orta gibi yerlerde olabileceğini söylemiş.
“Banner”lar
Katılımcıların çoğu, reklamların sayfanın üstünde, ortada olması gerektiğini söylemişler. Bununla birlikte, küçük bir bölümü sayfanın alt-orta kısmında olacağını söylemiş.
sonuç.
Özetle kullanıcılar,
- site içi linklerin genelde sol üst tarafta olmasını,
- site dışına giden linklerin ya sağ üst köşede yada sol alt köşede olmasını,
- “Ana Sayfa(ya dön)” linkinin ya sol üst köşede yada sayfanın alt kısmında olmasını,
- site içi arama motorunun sayfanı üst orta kısmında olmasını,
- “banner”ların sayfanın üst kısmında olmasını
bekliyorlar.
Posted: Şubat 6th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Tasarım | No Comments »
Communication Arts 8. İnteraktif Tasarım Ödülleri kazananları açıklanmış.
Yarışma, websiteleri, kiosklar, CD-ROM arayüzleri ve PDA’lardan oluşan başvurular arasından, çalışmaları advertising, info design, business ve self promo kategorilerinde, seçkin bir jurinin oylarıyla belirlemiş.
Sitede her juri üyesi ile ilgili bilgiler, jüri üyelerinin projelerle ilgili görüşleri, kazanan projeyle ilgili genel bilgiler ve, projelere katkıda bulunanların isimleri var. Ayrıca her çalışmanın gerçek adresi ve bir de, ileride değiştirilmesi, offline olması gibi durumlara karşı alternatif link koymuşlar.
Yarışma bölümü oldukça kapsamlı hazırlanmış, bir sürü kategori ve jurilerin yorumlarını içeren video clipler de var. Kazanan 47 çalışmayı buradan görebilirsiniz.
Posted: Şubat 4th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Daha önce Kazanan siteler adıyla WDVL‘nin 10 site arasında yaptığı karşılaştırmadan bahsetmişitm.
NetConversions da en popüler 87 web sitesinin içeriği ve mizanpajını incelemiş. Araştırma bu siteler arasındaki benzerlikler ve farklardan yola çıkarak bu sitelerin kullanışlılık kriterlerine ne kadar uyduğunu ortaya koymaya çalışmış.
Dikkate alınan genel kullanışlılık teorileri:
- Bir sayfanın ideal boyutları 640×480 ile 800×600 arasında olmalıdır.
- Sabit genişliği olan tasarımlar likid tasarımlara göre kullanıcılar tarafından daha az tercih edilmektedir.
- Sayfa yüklenme hızı açısından sayfanın toplam boyutu (HTML + grafikler + flash, vs. dahil) 30K’ın altında olmalıdır.
- Sayfadaki grafik sayısı 4′ten az olmalıdır.
Kullanılan metod.
Bu 87 site top9.com tarafından belirlenen 99 site arasından seçilmiş. Araştırma otomatik bir yazılım sayesinde yapılmakla birlikte, sonuçlar daha sonra tek tek kontrol edilmiş.
Sonuçlar.
Mizanpaj (layout).
87 sitenin ana sayfalarında egemen olan mizanpaj tarzı, sabit 694 piksellik bir tablo içinde ortalanması şeklinde imiş.
87 siteden, 43′ü sabitlenmiş ve ortalanmış bir tablo, 24′ü sabitlenmiş, sola hizalanmış bir tablo kullanmış.
20’si likid bir tasarım kullanmış (likid tasarım = tablo değerlerini % üzerinden vererek browser’ın boyutu değişse de oransal olarak içeriğin ona göre değişmesini sağlayan yöntem). Sabit tablo kullanan sitelerin, tablo genişliklerinin ortalaması 694 piksel.
Araştırmanın ilginç olan sonucu ise, kullanıcılar tarafından en fazla tercih edilen, likid tasarımın, en az kullanılan yöntem olmasıymış.
Metin.
87 sitenin ana sayfalarındaki metinlerde toplam ortalama 500 kelime varmış.
Dosya boyutu.
Araştırma yapılan 87 sitenin ana sayfa boyutlarının ortalamaları 60K, diğer bir deyişle önerilen boyutun iki katı. Bu rakamın yarısı sayfalarda kullanılan grafiklere ait.
Ortalama toplam dosya boyutu (HTML + grafikler+ flash vs.) 61527 byte olarak bulunmuş, bunun yaklaşık 30443 byte’ı grafiklere ait.
İlginç olan nokta, grafikler sayfanın açılma süresinin yarısını yalnız başlarına etkilerken, sayfanın görünen kısmının yaklaşık olarak sadece 14.3%’nü oluşturuyorlar.
Dosya boyutuna etki eden elemanların oransal değerleri:
1/2 grafikler
5/12 HTML tagları, scriptler, ve başlık bilgileri (META ve HEAD)
1/12 metin + sayfa içi scriptler
Linkler.
87 sitenin ana sayfalarındaki linklerin ortaları 80, bunların 11 tanesi (yani yaklaşık 1/8′i) grafiklere eklenmiş linkler.
Grafikler.
87 sitenin ana sayfalarındaki ortalama grafik sayısı 25.
Bu sayının önerilen rakamın 5 katı olduğuna dikkat edin. (önerilen adet 5 idi).
Sadece “önemli” grafikler dikkate alınmış; önemliden kasıt ise genişliği yada yüksekliği 5 pikselden büyük olan grafiklermiş. Ve şeffaf, mizanpaj için kullanılan grafikler bu incelemenin dışında bırakılmış.
Yükseklik.
87 sitenin ana sayfa yüksekliklerinin ortalaması yaklaşık iki tam ekran genişliğinde çıkmış.
Daha da önemlisi, ortalama bir sayfa yüksekliği 1127 pixel çıkmış.
Script.
Sitelerin %82’si (oransal olarak 87 sitenin 71′i) JavaScript kullanıyor. Scriptler ortalama olarak toplam sayfa boyutunun 5%’ini oluşturuyor.
Posted: Şubat 4th, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Teknoloji | No Comments »
Buradaki makalede O’Reilly & Associates başkanı Tim O’Reilly yayıncı bakışıyla bilgiyi, bilginin ücretsiz olması/olmaması konusunu yorumluyor.
Yazı direkt “open source/content” üzerine değil, ancak bahsi geçen konular internet dünyasında sıkça tartışılan bilginin ücretsiz mi yoksa paralı mı olması (bu tartışma Linux mu, Windows mu? / ASP mi, PHP mi? gibi şekillerde de ortaya çıkabiliyor.) konusu olunca, internet topluluğuna bilgi sağlayan en büyük yayıncılardan birisinin bu konudaki düşünceleri önemli oluyor.
Tim O’Reilly Larry Wall (Perl programla dilnin geliştiricisi)’un “Bilgi ücretsiz olmak istemiyor. Bilgi değerli olmak istiyor.” sözünden yola çıkarak, Larry’nin bilgisini daha değerli yapmanın ancak onu ücretsiz yaparak mümkün olduğunu düşündüğünden bahsediyor. Böylece Larry becerisini ve bilgisini sadece kendi için arttırmayacak (başkaları da kullanıp katkıda bulunacağından) aynı zamanda onu kullanan herkes için faydalı ve değerli olacak idi. Ona göre, TCP/IP, BIND, Apache, Sendmail ve benzeri ücretsiz yazılmlar üzerine kurulu olan Internetin, ücretsiz yazılmların yayılmasıyla ne tür bir değer oluşturlabilceğinin iyi bir göstergesi olduğunu söylüyor.
O’Reilly’e göre, Bill Gates gibi diğer bazı kişiler bilgilerini değerli yapmanın, başkalarının ona ulaşımını engellemekle mümkün olacağını düşündüler. Sonuçta, kimse Microsoft’un hem kendisi, hem de stok sahipleri için büyük değer kazandırığını inkar edemez, ve hatta yine kimse Microsoft’un, kişisel bilgisayarların modern iş dünyasındaki bugünkü önemli yerlerini kazanmasında anahtar bir görev üstlendiğini inkar edemez, diyor.
Ona göre, birçok kişi Larry Wall ve Bill Gates’in ortak bir yönü olduğunu farkedemiyor: bir düşünsel çalışmanın yaratıcısı olarak her ikisi de çalışmalarının değerini yükseltmek için stratejik kararlar aldılar. Tarih her iki stratejin de çalıştığını gösterdi. Öyleyse asıl sorgulanan amaçlardan birisi değil, abu amaca ulaşmak için kullanılan startejiler.
Yayıncı kimliğiyle O’Reilly , yayıncılık için gerekli temel işlerin (içerik bulunup incelenmesinden, okuyucu takibine kadar) bir grub ilgili kişi tarafından halledilebileğini söylüyor. Bu, özellikle hâlihazırda bir hedef kitlenin olduğu durumlarda daha da kolay olabilirmiş. Örnek olarak Cnet ve ZDnet‘i veriyıor, bu gibi siteler teknik bilgiler içieren portallar yapmak ve bunları tanıtmak için on milyonlarca dolar para harcarken, iki kolej öğrencisi Slashdot (“News for Nerds. Stuff that matters.”) gibi bir site ile, aynı pazarda sadece okuyucularının gönderdikleri haberlere güvenerek, okuyucularını haberleri organize etmeye, ve içeriği yorumlaya teşvik ederek rekabet şansı bulabiliyor, diyor.
Posted: Şubat 3rd, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Web Tasarımı | No Comments »
Site haritaları karmaşık ve büyük sitelerde kullanıcının navigasyonuna ve site içinde aradığını bulmasına yardım etmek için tasarlanırlar. Sitedeki temel bölümleri ve altbaşlıkları içeren ilk site haritalarının üzerinden çok zaman geçmedi, ancak siteler büyüdükçe ve içerik ulaşılması zor ve karmaşık hale geldikçe, bir site içerisindeki bilginin yapısal ayrımını ve konumunu daha iyi açıklamanın önemi de arttı.
Öyleki, standart yaklaşımların dışında artık sadece bu sınıflandırma işini üstlenen programlar bile var.
Çok çeşitli site haritaları var, bunların çoğu orgazinasyon şemaları şeklinde iken, bazıları konusal sınıflandırma yada 3 boyutlu, site derinliğini de yansıtabilcek şekilde olabiliyor.
Burada dünyadaki birçok farklı site için kullanılan örnek olabilecek tarzda site haritaları var. Bunlar kullanan site, resimler ve kullanılan programla birlikte, açıklanmış.
Ayrıca, Webreview‘da Dynamic Dueling adlı IBM‘in site haritası üzerine bir yazı var.
Posted: Şubat 2nd, 2002 | Author: İsmail KIRTILLI | Filed under: Toplum | No Comments »
Teknoloji hayatımzı hiç olmadığı kadar derinden etkiliyor. Atık eski klişe bilgi devrimi, medya çağı gibi kavramların üzerinden uzun zaman geçti. Bilgisayar ve internetle içiçe yepyeni bir hayat yaşıyoruz. İleri iletişim devrimi ile harmanlandığımız internet-sonrası dönem bizlere sanal topluklar içinde yaşama şansı veriyor.
Internetin sağladığı sanal alan bize gerçek hayatımızdan kaçabildiğimiz, her türlü egosal fosillerin yüzüstüne çıktığı bir alan oluşturyor. Bu “sanal dünya” içindeki grublaşmalarda , kullanıcılar da kendileri için bir topluluk seçiyorlar. Bu topluluk içinde oluşan sosyal kimliğiniz de normal hayattakine benzer kurallarla işliyor, ancak gerçek hayttakinden büyük oranda farklılıklar içeriyor.
İnternetin sağladığı anonimlik bazen insaların birbirleri ile iletişiminde daha samimi olmasına, konuşulamaycak şeylerin konşulmasına yardımcı oluyor. Ancak bu anonimlik aynı zamanda söylenmemesi gereken kelimelerin daha kolay söylenmesine, normalde yapılamaycak tavırların daha kolay yapılmasını da sağılyor.
Gerçek dünyada bireyin “ben”ini topluma sunması farklı şekillerde oluyor, ancak “gerçek ben”, toplumsal baskı yüzünden arka plana atılabiliyor. Sanal dünyadan istediğimiz özgürlük ise, istediğimiz karakteri seçme özgürlüğü oluyor. Örneğin, kişiler olmadıkları/olamadıkları ancak kafalarında idealize ettikleri bir tipi yada kabiliyetleri kendilerinde varmış gibi yaşıyor, konuşuyorlar.
Parça parça bahsettiğim bu noktaların yer aldığı makalede sonuç olarak, sanal düyanın cazibesinin “gerçek toplum”daki bireyi ve ve bu bireyin ihtiyaçlarını anlamada başarısız olduğundan bahsediyor.
İlgili makale: identity within the virtual community